| ŞAİRLER ,Şiirleri ve Hayatları |
| SUNAY AKIN hayatı ve şiirleri |
|
|
ALACAKYol kenarlarindaki yagmur mazgallarini kumbara sanip harçligimi atardim bu yüzden en çok denizden alacakliyim ANTIK ACILARGeçim parasi için nice yaslinin eski Istanbul evlerinden getirdigi esyalar üstüne kâr koyulup satiliyor antik acilar çarsisinda AT KOKUSUSon evi gösterin bana Istanbul' da vapur sesinin duyuldugu ki kapisini çalip söyleyeyim içindekilere daha çok kedi yavrusu ezilsin diye eski iskeleleri sahil yoluyla ayirdiklarini denizden Karsiliginda ben de size kanaryasi ölüp kuaför salonuna dönüsmeyen kaç mahalle berberinin kaldigini söylerim ya da kaç fötr sapkanin tutsak oldugunu köhne bir konagin askisinda Kaç faytoncunun artik taksicilik yaptigini da bilirim ama söylemem onu da siz bulun dikiz aynasina takili boncuklardaki at kokusundan BECERIKSIZKabugunu koparmadan ne bir elmayi soyabildim ne de iyilestirebildim bir yarami ama karsima çikinca kizmadim hiç elma kurduna bendim çünkü biçagi saplayan onun yurduna Sair diyorlar benim için bilmiyorum oysa her siire konmali mi uyak her yere nedense konamiyor teyyare hay dilimi ari türkçe soksun; uçak Kaptan olmak isterdim aynanin karsisinda eski bir sinema yildizi gibi aglayan Istanbul'un hatlarinda bir firça hafifligiyle gidip gelen vapurlara Eskimo bir sair dokunuyor omuzuma ve Kiz Kulesi'ni göstererek birak artik diyor üzülmeyi yedi tepeli bu sehirde siir okunacak tek yer elbette denizin ortasindaki su küçük buz dagi Terzi olsa da babam sökük dikmesini beceremem beni yalnizca sen anlarsin ignenin deliginden geçsin diye ipliklerin bir anlik islatildigi dudaklara takilip kalan annem BEYAZPERDEArtiyor kara çarsaflilar yurdumun her kösesinde neden olacak siyaha boyanip kadinlara giydiriliyor yikilan sinemalardan geriye kalan onca beyaz perde CEPHEDEAslinda ben daha güzel ölürdüm arka bahçede askercilik oynarken tahta tüfegimle topraga uzanir annemin sesiyle dogrulurdum hemen -Çabuk kalk üstün kirlenecek hinzir! Yerdeyim yine bak annecigim n'olur kizma adimi çagir CUNTAGördünüz mü keyfini generalin basini sikarken yüzünde çikan sivil'cenin ÇEKMECEBüyüklerle ben yapamiyorum çocuklar da almiyor beni oyunlarina devlet dairesinde yangindan kurtarilmayacak sikismis bir çekmece gibiyim açilamiyorum sana Kardesiyle sokaklarda hep bir örnek giydirilen sen nasil sevmezsin esitligi yürürken düsen çoraplarini ayni hizaya getirmek için annen degil miydi önünde diz çöken Öpüsme sahnesinin tam ortasinda içeri girdigin yazlik sinemanin yer göstericisiyim yürüyorsun fenerimin isiginda yer:Kiz Kulesi ve sonu ayrilikla bitecek hüzünlü bir ask filmini oynuyor beyaz duvarinda Bir kez olsun çikmazken agzindan seni sevdigimi her gün söylememi yadirgama bil ki bu sehirde iskelenin verilmesini beklemeden atlarim vapurlara Son karesi gibi Red Kit'in batan günese dogru sürerken atimi gitme kal demeni bekliyorum ama yalnizca rüzgar çekistiriyor atkimi ÇUKURBilerek mi yanina almadin giderken basinin yastikta biraktigi çukuru Güveniyordum oysa ben sevgimize vapur iskelesi ya da tren istasyonundaki saatin dogrulugu kadar Beni senin gibi bir de annem terketmisti ki göbegimde durur onun yoklugundan bana kalan çukur DENIZYasli bir devrimci düsürmez hiç agzindan özgürlük kelimesini ve yatmadan önce bir bardak su yerine denize birakir takma dislerini DEVRIMTemiz kalan tek yerdir devrim bütün bir yil kirlenen duvarda ama görebilmek için asildigi çividen indirilmelidir yapraklari biten takvim Zorbalara direnmektir devrim bir çocugun annesinin çantasindan aldigi paralari altina gizledigini söylememistir dövülen hiçbir hali Içinde yasamaktir devrim dikis kutusunun ve topluigneler gibi bir arada olmayi gerektirir karsi koyabilmek için zulmüne makas denilen patronun Gece isiklar arasinda kosmaktir devrim ates böceklerini yakalamak isteyen çocuklarin pesine takilir gün gelir yanip sönen mavi isiklari polis arabalarinin Kagit bir gemidir devrim bütün gemiler hurdaya çiksa da sonunda tasidigi özgürlük siiriyle batmadan yüzer nicedir dünya sularinda Kim bilir kaç yunus görmüs kaç deniz gezmis... HARÇBilemiyorum hangi gökdelenin tuglalari arasindadir elele yürüdügümüz ve seni ilk kez öptügüm o kuytu kumsal Ama duyarim bir misir tarlasinin yüregindeki telasi görülünce dagin ardindan kentin ilk gökdeleni Daha kamyonlar dolusu kum elenir insaat önlerinde ayiklanir deniz kabuklari yok edilir gibi bir cinayetin izleri KAFATASIYurdundan çok uzaklarda ölen bir askerin kafatasi kendisini bulan çocuklarin ellerinde hiç bilmedigi oyunlara alet oluyor Ikinci defa! LEBLEBINasil ayrilir ürkeklik ayaklari ilk kez bir misir tarlasina degen kargadan Ne zaman karar verir rüzgar firildakla oynamayi birakip kizlarin eteklerini uçusturmaya Ne yazar ani defterine kuru bir tarlaya ilk düsen yagmur damlacigi Akilli çocugun bilgisayaridir leblebi siz hiç anlamadiniz mi leb denmeden bir seyleri ... MADALYABayram yerinde canlandirilirken kentin kurulusu ayaklari kesilen gazi koltuk deyneklerini birakmadigi için alkislamadigina inandirir herkesi Ölü askerlerin ceplerinden topladiklari kanli fotograflari baris toplantilarinda sinema önündeki çocuklar gibi birbirleriyle nasil degistirdiklerini bilir generallerin Kaç askeri kendisine özendirdigini de saymistir savasin tam ortasinda kuyrugunu birakip kumtorbalari arasindan evine kaçan kertenkelenin Bayram yerinde canlandirilirken kentin kurtulusu ayaklari kesilen gazi hiç düsünmeden degisir madalyasini çorap kokusuna MEÇHULMahalledeki çocuklarin piç diye kizdirdigi ayakkabi boyacisi babasinin özlemiyle önüne kurar sandigini meçhul asker anitinin!... MIGFERYagmur sinmis topraga usulca geceden su içiyor göçmen kus ölü bir askerin ters dönmüs migferinden Çok yasamayi diliyor siperlerin içinde birbirlerine askerler hapsirik sesi beklemeden Korkulacak bir sey olmazdi gözlerinde belki ölmek onca silah sesinden kaçmasaydi kus telasli ve ürkek MINARETop oynayan arkadaslarini minareden gördügü için acelecidir ezan okuyan çocugun sesi ÖLÜ ASKERNasil da istemistim savasa gitmeden sevgilimle evlenmeyi ama nereden bilebilirdim ki silahin demirine çarpip saklandigim yeri belli edecegini parmagimdaki yüzügün... SEHITIstanbul' da bir sehir hatlari vapuruna verildi adim iki kiyi arasinda usanmadan dolasir her iskelede seni ararim ŞEMSIYEtozlu bir şemsiye durur çatı katındaki odanın kuytu bir köşesinde kumaşındaki eski yağmurların hüzünlü kokusuyla anımsar mısın bilmem yağmurun bardaktan boşanırcasına yağdığı o günü hani şemsiyeyi iyice çekip başımıza dudaklarımla hesaplamıştım yüz ölçümünü nicedir sokağa çıkarmıyorum şemsiyeyi korkuyorum çünkü kapısı açık kafaesinden uçan bir kanarya gibi beni ikinci kez terk etmenden yanıt alamayacağımı bilsem bile yanına gidip sorarım hergün şemsiyeye altında elele nasıl görünürdük diye SIIRTAvcinin kistirdigi ceylan bir digerine kaçip kolayca kurtulsun diye omuz omuza vermistir yurdumun daglari Tutuklanirsa yurdumdaki böceklerin hepsi digerlerinden ayri bir hücreye konur kitap güvesi Ambalaj kagidi gibi kullanilir basörtüsü yurdumda bir çocukluk anisi olarak günesi paketler genç kizin saçlarinda Ve sorunlarini tartisirlar siirin yurdumun sairleri tank paletleri altinda ezilirken Siirt! SÜNGÜKardes payi yapmak için mi uzattin süngünü elimdeki elmaya TAHT VE YÜKSÜKTahtlarin altindaki sümükleri silmezler çünkü ata yadigaridirlar ve müzelerde görmemesi için halkin bir cemakanin içinde sergilenirler Kapilarida hep devdir dünyadaki saraylarin tokmaga uzanip sokaktaki çocuklarla oynamasin diye veliahtlar Sakin beni tarihçi sanmayin sayfalarini yirttim yüz ünlü türk adli kitabin terzi dükkanindaki resmine içinde rastlamayinca kilinci dikis ignesi kalkani yüksük olan babamin YALNIZLIKSemsiye yapimcilari islanmaktan tek kisiyi koruyacak genislikte kesince kumaslari yagmur degil yalnizliktir yagan Daha da hüzünlendirir her gece kentin sokaklarini bekçinin nefesiyle düdügün içinde dönen nohut taneciginin yalnizligi Ne çok sevinirim bilseniz bir yilan mezarima girerde gögüs kafesimin kemikleri içinde kis uykusuna yatarsa |
| ŞAİRLERE DÖN |